KAHVE MOLASI

Endüstri Mühendisi’nin Aşkı

Sana nasıl anlatsam bilemiyorum. Nereden başlasam…Biliyorum! Sevdamız optimum değildi aslında, hatta verimsizdi...İstatistiklere göre, zaten bu aşkın bir montaj hattı gibi ilerlemesi mümkün değildi.Sen çok değişkenli non-linear bir denklem gibiydin,yapay zeka uyguladım aşkımıza ama bir türlü çözemedim.Çünkü sen çözülmesi imkansız bir modeldin.Bense sadece simplexler arasında kaybolmuş minicik bir aşk kısıtıydım senin için. Senin taleplerine arzımı bir türlü uyduramadım.Kalbimde hep sevda stoğu vardı ama hiçbirini sana anlatamadım.Ne JIT’ler uyguladım ne MRP’ler…Hep sinerjik bir yaklaşımım vardı senin üzerine.Sırf reytingi artsın diye gözlerim gözlerindeydi ama hiç doğru transportasyon algoritmasını kuramadım,gözlerim gözlerini bulamadı.Belki de bir sevda simülasyonuydu bütün olan bitenler.Hep Caption’larımda aşk vardı ama sen çoktaan veritabanından silmiştin gözlerimin rengini. Sensiz geçen akşamlarda hep fason sevdalarla avuttum kendimi.Maliyeti yüksek telefon görüşmeleri yapmak istedim ama sen hep “Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor” anonslarıyla çekiç-örs-üzengi kemiklerimin arasında dolaşan bir sestin.Sesini duymak istedim,sesin 4 desibel’in üzerindeydi sanki ve ben tüm ergonomi kitaplarına inat sesinin DJ’liğini yapamadım.Gözlerinden kaçırdım hep gözlerimi,paralaks hatası vardı sanki aramızda.Tramvaylar çıplak ayaklarımı yüreğime basıp geçerken ben sana harcadığım günleri defter-i kebirlerin borç kısmına yazıyordum hep.Sen benim yıllarımı alıp götürdün benden.Tüm mühendislik ekonomisi derslerine inat senin şimdiki değerin gelecekteki değerinden daha fazlaydı ve eşdeğer günlük acılarım oldu benim. Sen beni zaten kısa vadeli sevmiştin.Oysa ben uzun vadeli…Sen değişik bir sistemdin sanki ve ben seni hiç analiz edemedim.Benim aşkım öyle büyüktü ki aşkımı ölçebilecek kadar büyük bir kumpas daha yapılmamıştı ve sen beni hep en hassas mikrometrelerle ölçtün tüm kalibrasyon laboratuarlarına inat.Dislokasyonlar gibi kalbinin sınırlarına ittin beni.Sünek malzeme gibi çekip gittin tüm çekme testlerine inat…Keşke gazaltı kaynağıyla ellerimizi kaynatıverselerdi ve bir daha hiç ayrılmasaydık. Şimdi parmaklarım seksek oynuyor klavyenin üzerinde ve monitörümde TimesNewRoman fontuyla yazılmış “Yalnızsın” yazılı bir kelimeye takılıverdi gözlerim.Oysa ben internetten bir gülücük download edip avuçlarının arasına bırakabilmeyi istemiştim.Uçmak istedim kuşlar gibi ama aerodinamik yapım buna el vermedi.Hareket etüdü yapmak istedim,önce sağ elini 23 derecelik açıyla, sonra da sağ elini 26 derecelik açıyla ellerimin üzerine koyacaktın,ben birim zamanda her saç teline dokunur gibi yapacaktım ve sevdanın en kolay şeklini bulacaktık seninle.Sen sanki benim dual modelim gibiydim.Ama tüm mutualist yaşamlara inat ben şimdi sensiz yapabilecek miyim?Sen aşkımızı bildirimsiz fesih gibi yaptın.Bir haber bile vermedin bana olup bitenden.Ben bir ihbar tazminatı bile alamadım senden bir tokat niyetinde,sen tüm kanunlarımı çiğneyip çekip gittin şimdi.Yüreğimde kapladığın hacim o kadar büyükmüş ki nice 3 katlı integraller aldım da bulamadım yine yüzölçümünü aşkımızın.Sevdamızın arkasında son kullanma tarihi yazmıyordu ama sen beni unuttun.Hani hormonlu aşkımız vardı bizim,herkesten daha fazla sevmiştik birbirimizi... Dağılıp gitmiş olsak da şimdi atlasların rastsal sayfalarına Poisson Dağılımıyla, elbet bir gün kesişeceğiz seninle belki başka bir koordinat sisteminin orijininde.Senin beni yine sevebilme ihtimalin 1 olmasa da ,sen yine %95’lik anlam düzeyindeki hatırlarımda kalacaksın hep.Beni hep başkalarıyla kıyasladın,uyguladığın hipotez testlerinde benim tablo değerim daha fazlaydı,sen inanmadın.Sana aldığım çiçeklerin frekans tablosunu çıkarmıştım ve standart sapma değerinde demet demet güller vardı,ne çabuk unuttun! Oysa ki bizim formülümüz çok açıktı...Sen + Ben = Biz Seni kopardılar benden…Oysa sen iyonlaşma enerjisi en yüksek olan kişiydin benim için.Sana binbir türlü yalan söylediler, oysa bizim aşkımız ISO 9002 standartlarındaydı.Şimdi sürünüyorum,sürtünme kuvvetinin en yüksek olduğu gecelerde.Artık sensizliğe dayanabilecek mukavemetim zaten hiç kalmadı.Pistonlu bir odada V hacminde sıkışıp kaldım sensizken.Gelip beni kurtaramadın.Senin şifreni kaybettim,hep yanlışyüzler kaldı aklımda.Zaten ben düğüm olmuşum senin haberin bile yok!Bak,şimdi cari aşk oranım bile en düşük yüzdelerde.Aşkının enflasyonuna yenik düştüm ben.Hep batık maliyetler gibi saplanıp kaldım kabusların en ortogonal yerine.Sana şimdi iki kelime söyleyecektim ama klavyem bile yazmak istemiyor artık.Eskiden kalemlerle yazardım en güzel aşk mektuplarını.Q klavyeler dönüp F klavye oldu şimdi,kurşun kalemler delikanlıydı oysa.CV’mde hep yitik aşkların ve eksik bakışların öyküsü yazıyor şimdi. Sıkıntının içimde oluşturduğu birikintiler mutsuzluk envanteri olarak geri dönüyor korkularımla beraber.İnsanlara yokluk veriyor artık varlığım tüm yok satma maliyetlerine inat, sancılar içinde başka acılara atıyorum çapamı şimdi.Hatırlıyor musun beraber izlediğimiz filmleri ve sinema önlerinde girdiğimiz kuyruklarda aşkımızın ne kadar yavaş da olsa yine ilerleyebileceğine şahit olmamızı; çünkü bizim aşkımız çok kanallı ve sonsuz kaynaklıydı tüm kuyruk modellerine inat. Bizi hep yanlış aşk masallarına montajlamışlar ,çünkü bizim aşkımız hep ”Bir yokmuş,bir yokmuş” diye başlıyor.Sansürlemişler geçirdiğimiz en güzel dakikaları,artık bizim için sadece pazartesi bile bir hafta sürüyor. Şimdi kronometreler bozuluverse bir an ve zaman durduğunda bize yaptıkları zaman etüdü çalışmasının yanlış olduğuna inandırsan beni… Bugün günlerden yine “sen”.Bakım kartlarımın üzerinde eksik olan tek şey “Sensin”.Keşke bir forklift gibi sana doğru uzatabilseydim ellerimi her neredeyse ellerin.Tutamam mı sanıyorsun ellerini,tutmayı hiç denedin mi ki! Yaptığım başa baş noktası analizlerinde hep bu sevdadan zararlı çıkanın yine ben olduğunu anladım.Elbet senin de geri ödeme süren gelecek bunca yaptıklarından sonra.Her nereye gitsen yine seni orada bulup en güzel aşk tesisini kuracağım yüreğinin üzerine.Şimdi sana olan aşkımın faizini böyle mi ödüyorsun bana? Uzaklara gitsen de yine normal dağılım ile dağılacağım gittiğin şehirlere…Her parçamı bir şehrine bırakıp gideceğim.Seni sevmeni yan etkisi acı çekmekmiş meğer,geç anladım…Haydi git!Aşkımıza başkaları ağ komşularından bağlanmış,anladım.Aşıklar katalogundan benim de adım silinmeli artık.Bilmeliydim,sen sadece bir aşk stajı yapmıştın, ben de 342 kobay gücünde katlanmıştım bunlara.Haydi git…Sıkıntımın KDV’si olan aşkını da götür uzaklara.Zaten ben seni değil ikinci tekil şahsı sevmiştim aslında,ama sen bunu hiç bilemedin.Haydi şimdi tüm Türk filmlerine inat al maillerini, ver maillerimi…Sök, en güzel aşk bestelerini yüreğimden.Bütün bunların bir kamera şakası olduğuna inandır beni.Kulak memesi kıvamında olsun yine yitirdiğimiz o güzel günler.Beraber yaşadığımız o güzel “an”lar bir “anı” olarak kalmasın.Elveda sevgili…Dünya küçük bir bakmışın bir pergelin iki ucu gibi yine karşılaşmışız yeniden çizdiğimiz dünyanın en yuvarlak köşesinde... Şimdi bir insan kaynakları departmanında fax makinesinin uğultusu vokal yapıyor yalnızlığıma ve işe başvuruyor insanlar.Oysa benim bir işim var...Seni Sevmek...Kariyerimin en uç noktasında sen varsın ve ben yüreğimin semalarında sevda-içi yerleşim yapan kuşlar gibi aşkımı başka aşkların pazarlama dapartmanlarına gönderiyorum.Karikatürleşiyor gözyaşlarım ve debisi yüksek ağlamalarda yüzümde kayboluyor.Ergonomik olmayan banklarda adını sayıklıyorum,freze çakılarıyla her yere adını kazıyorum hiç bilmediğin park köşelerinde.Yöneylem Araştırması Modeli kuruyor içimde birşeyler, seni sevsem mi sevmesem mi diye karar veremiyorum.Oyun teorisinde aşkımız bile sıfır toplamlı çıkıyor,sana uygun strateji geliştiremiyorum.Biliyor musun,belki de ben artık seni sevemiyorum.Binip gidiyorum tramvayların son durağından bir sonraki durağa, kendimi cebime koyup gidiyorum...Bir Endüstri Mühendisi’nin anlamsız bakışları kalıyor ardımda...Kayboluyorum...Bir daha kendimi hiç bulamıyorum,bulmak istemiyorum... Umudunuz,ekmeğiniz olsun...

Yapım ve yayınlama hipermedya